Evladın anlamı ne demek ?

taklaci09

Global Mod
Global Mod
Yani evlatlık, mesafeyle değil ilişkiyle ölçülebilir.

Annemin Fark Ettiği Şey

Ertesi gün evin bahçesinde otururken annem bana bir şey söyledi:

“Çocukların büyüyünce sana borçlu kalmasını isteme.”

Şaşırdım.

“Neden?”

“Çünkü evlat yetiştirmek yatırım yapmak değildir.”

Bu cümle beni uzun süre düşündürdü.

Toplumda bazen çocuk sahibi olmak geleceğe yapılan bir güvence gibi anlatılıyor.

“Büyüyünce bize bakar.”

“Okur, iyi bir meslek sahibi olur.”

“Bizim yüzümüzü güldürür.”

“Bizi yalnız bırakmaz.”

Bunların hepsi insani beklentiler.

Ama çocuk, anne babasının gerçekleştiremediği hayalleri gerçekleştirmek zorunda olan bir proje değildir.

Bir evladın kendi hayatını kurabilmesi de aslında aile sevgisinin bir parçasıdır.

Babamın çözüm odaklı yaklaşımı burada yeniden devreye girdi.

“Çocuğun geleceğini planlamazsanız nasıl hazırlayacaksınız?” dedi.

Annem ise:

“Planlayabiliriz ama onun yerine yaşayamayız,” diye cevap verdi.

İkisi de haklıydı.

Bir çocuk için güvenli bir gelecek hazırlamak gerekir.

Ama o geleceğin tamamını çocuğun yerine seçmek başka bir şeydir.

Evlatlık ve Fedakârlık Arasındaki İnce Çizgi

Bence “evlat” kelimesinin en zor tarafı burada ortaya çıkıyor.

Anne baba fedakârlık yapar.

Çocuk da bunun farkında olur.

Fakat fedakârlığın bir gün hesaba dönüşmesi ilişkileri ağırlaştırabilir.

“Senin için neler yaptım.”

“Ben seni büyütürken…”

“Biz senin yaşındayken…”

Bu cümleler aile içinde sık duyulur.

Elbette ebeveynlerin emeği inkâr edilemez.

Fakat sağlıklı bir aile ilişkisinde sevginin sürekli borç senedi gibi önümüze konulmaması gerekir.

Bir insan evlat olabilir ve aynı zamanda kendi sınırlarına sahip bağımsız bir yetişkin olabilir.

Bu iki durum birbirine zıt değildir.

Eski Ev İçin Verilen Karar

Sonunda evi satmadık.

Ama olduğu gibi de bırakmadık.

Babam masrafları hesapladı. Çatının yenilenmesi, elektrik tesisatının düzenlenmesi ve evin kullanılabilir hale getirilmesi için bir plan hazırladı.

Annem ise ailede kimin bu evle ilgili hangi anıya sahip olduğunu dinledi.

Kuzenlerden biri evi çalışma alanı olarak kullanmak istedi.

Ben hafta sonları gidip bahçeyle ilgilenmeyi teklif ettim.

Böylece ev, geçmişin müzesi olmaktan çıkıp yeniden yaşayan bir mekâna dönüştü.

O gün babam bana şöyle dedi:

“Demek ki bazen çözüm bulmak için önce neyi kaybetmekten korktuğumuzu anlamak gerekiyormuş.”

Annem de gülümsedi.

“Ben de bazen duyguyu anlamanın tek başına yetmediğini öğrendim,” dedi.

İkisi de birbirinden bir şey öğrenmişti.

Belki aile dediğimiz şey biraz da budur.

Aynı düşünmek değil, farklı düşündüğümüzde birbirimizi dinleyebilmek.

Peki Evlat Kime Denir?

Bu hikâyeyi düşündükçe “evlat” kelimesinin yalnızca “çocuk” anlamına gelmediğini düşünüyorum.

Evlat;

Bir insanın hayatına dahil olmak,

onu büyütmek,

ondan öğrenmek,

gerektiğinde yol göstermek,

gerektiğinde yolundan çekilmek,

zor zamanında yanında olmak,

ama onu kendi hayatının sahibi olarak kabul etmektir.

Biyolojik bağ elbette önemlidir.

Fakat insanlık tarihinde aile kavramının yalnızca biyolojik bağlardan oluşmadığını da biliyoruz. Evlat edinme, koruyucu ailelik, üvey aileler, akrabalık ilişkileri ve toplumsal dayanışma bunun farklı örnekleridir.

Bu yüzden “evlat” sözcüğünü yalnızca doğum üzerinden tanımlamak bana eksik geliyor.

Bir çocuğun hayatında güven veren yetişkin olmak da son derece güçlü bir bağ yaratabilir.

Bugün “İyi Evlat” Ne Anlama Geliyor?

Bence bu sorunun tek bir cevabı yok.

İyi evlat;

Her söyleneni yapan kişi değildir.

Anne babasının bütün kararlarını onaylayan kişi değildir.

Kendi hayatından vazgeçen kişi de değildir.

Aynı şekilde ailesinden tamamen kopmak da özgürlüğün tek göstergesi değildir.

Asıl mesele, yetişkinler arasındaki ilişkinin karşılıklı saygı ve anlayış üzerine kurulabilmesidir.

Bazen iyi evlat, annesini arayıp “Nasılsın?” diye sorandır.

Bazen babasına hastane randevusunda eşlik edendir.

Bazen ailesinin maddi beklentisini karşılayamasa bile duygusal olarak yanında olandır.

Bazen de ailesine rağmen kendi hayatını kurmak zorunda kalan ve bunu kırmadan yapmaya çalışan kişidir.

Burada hepimize düşen önemli bir soru var:

Çocuklarımızı kendimize mi yetiştiriyoruz, hayata mı hazırlıyoruz?

Bir başka soru da şu:

Evlatlarımızdan bize benzemelerini mi bekliyoruz, yoksa kendi hikâyelerini yazmalarına izin verebiliyor muyuz?

Son Bir Fotoğraf

Hikâyenin başında bahsettiğim aile fotoğrafını hâlâ saklıyorum.

Ama artık fotoğrafa eskisi gibi bakmıyorum.

Eskiden orada yalnızca geçmişte yaşamış insanlar görüyordum.

Şimdi ise birbirine emanet edilmiş hayatlar görüyorum.

Dedemin babama bıraktığı şey yalnızca bir ev değildi.

Babamın bize bıraktığı şey yalnızca maddi imkânlar değildi.

Annemin bize öğrettiği şey yalnızca aileyi bir arada tutmak değildi.

Her kuşak diğerine bir şey bırakıyor.

Kimi zaman para.

Kimi zaman bir ev.

Kimi zaman bir alışkanlık.

Kimi zaman bir korku.

Kimi zaman da yıllarca unutulmayan tek bir cümle.

Belki “evlat” olmanın gerçek anlamı da burada saklı.

İnsan yalnızca anne babasının çocuğu değildir; aynı zamanda kendisinden sonra gelecek insanların geçmişidir.

Bu yüzden bir gün kendi çocuklarımıza baktığımızda belki de onlara şunu söylemek isteyeceğiz:

“Sen benim hayatımın devamı değilsin. Sen kendi hayatının başlangıcısın.”

Ve belki yıllar sonra onlar da eski bir fotoğrafın arkasına iki kelime yazacak:

“Evlatlarım… Hep hatırlayın.”
 
Üst