İltizam ve malikane sistemi nedir ?

Murat

New member
İltizam ve Malikane Sistemi Nedir?

Bir sistemin, bir toplumun kaderine etkisi…

Geçenlerde, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerine dair bir kitap okurken, iltizam ve malikane sistemlerinin köyler ve kasabalar üzerinde yarattığı etkileri derinlemesine düşündüm. Kitapta okuduğum bu eski yönetim şekilleri, ilk başta bana sadece eski ve artık geçerliliğini yitirmiş birer uygulama gibi görünse de, aslında bu sistemlerin derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini fark ettim. Sonuçta, toplumları şekillendiren her sistemin, geçmişin izlerini taşıdığını unutmamalıyız.

Bugün, Osmanlı'dan günümüze miras kalan bu sistemleri tartışmak ve değerlendirmek istiyorum. Bu yazıda, iltizam ve malikane sistemlerini hem tarihsel hem de toplumsal açıdan ele alarak, bunların güçlü ve zayıf yönlerini tartışmayı amaçlıyorum. Gerçekten de bu sistemler, toplumda hangi dinamikleri tetiklemişti? Ve günümüzde hala bu sistemlere dair öğeler var mı?
[İltizam: Toprağın Yönetimi ve Vergi Toplama Sistemi]

İltizam, Osmanlı İmparatorluğu'nda, bir vergi veya kamu hizmetini toplama hakkının, belirli bir kişiye veya gruba devredildiği bir sistemdi. Bu sistemde, devlet, vergi toplama hakkını ya da malikane yönetimini, genellikle varlıklı kişilere veya zengin tüccarlara kiraya verirdi. Bu kişiler, belirli bir süre boyunca, köylülerden ve çiftçilerden vergiyi toplar, karşılığında ise devlete belirli bir ödeme yaparlardı.

Bu sistem, bir yandan devletin vergi toplama işini kolaylaştırmış gibi gözükse de, köylüler için ağır bir yük haline gelmişti. İltizam sahipleri, köylülerden toplanan vergilerin miktarını arttırarak, kendi kârlarını maksimize etmeye çalışırlardı. Bu durum, köylülerin üzerindeki baskıyı artırmış ve onları daha da yoksullaştırmıştı.

Elbette, iltizam sisteminin ekonomik faydaları da vardı. Devlet için vergi toplama daha hızlı hale gelirken, iltizam sahipleri de daha fazla gelir elde edebiliyordu. Ancak bu sistem, zamanla köylülerin haklarının ihlali anlamına gelmeye başlamıştı. Sistem, stratejik bir çözüm sunuyor gibi görünse de, toplumsal eşitsizliği pekiştiren ve halkı daha da zayıflatan bir yapıydı.
[Malikane Sistemi: Toprağın Sahibi Kim?]

Malikane sistemi ise, iltizamın bir adım ötesine geçmiş bir yapıyı temsil ederdi. Bu sistemde, devlet, toprakların yönetimini ve gelirlerini tamamen özel mülkiyet haline getirmişti. Yani, bir kişi ya da aile, belirli bir toprak parçasının tamamının yönetimini ve vergi toplama hakkını sahipleniyordu. Bu durum, toprak sahiplerinin daha fazla güce ve kontrol yetkisine sahip olmasını sağlıyordu.

Malikane sistemi, Osmanlı’nın son dönemlerinde, özellikle 18. yüzyılın sonunda, büyük toprak sahiplerinin daha fazla öne çıkmasına sebep oldu. Bu sistemin, köylülerin yaşamını nasıl etkilediğine gelirsek, bir anlamda iltizamın evrimi olarak düşünülebilir. Malikâne sahipleri, iltizam sahiplerine göre daha fazla kontrol ve güce sahipti ve bu durum, köylülerin daha fazla sömürülmesine yol açtı. Özetle, toprakların yönetimi, yerel yönetimin elinde değil, zengin ailelerin ve kişilerin ellerine geçti.
[Kadın ve Erkek Perspektifinden: Çözüm Odaklılık ve Empati]

Erkeklerin bu sistemlere yaklaşımı genellikle çözüm odaklı ve stratejikti. Yusuf, iltizam sisteminin avantajlarını öne çıkaran ve devletin yönetim yükünü hafifleten bir yaklaşım benimsedi. O, vergi toplama işinin daha verimli olacağına ve böylece devletin gelirlerinin artacağına inanıyordu. Fakat bu sistemin toplumsal eşitsizlik yaratacağını pek dikkate almazdı. Erkeklerin çoğu, bu tür sistemlere genellikle ekonomik fayda üzerinden bakmış, toplumsal etkilerini göz ardı etmişlerdi. Bu yaklaşım, günümüzde hala birçok alanda görülmektedir: Ekonomik verimlilik bazen sosyal adaletsizlikten daha ön planda tutulur.

Öte yandan, kadınların bu tür sistemlere yaklaşımı daha empatik ve toplumsal ilişkilere dayalıydı. Zeynep, iltizam ve malikane sistemlerinin köylülerin yaşamını nasıl etkilediğine dair endişelerini dile getirirken, bu sistemlerin adaletsizlik yarattığını ve toplumun en savunmasız üyelerinin daha da yoksullaşmasına yol açtığını savunuyordu. Kadınlar, genellikle daha fazla toplumsal bağ ve dayanışma üzerinden düşünme eğilimindedirler. Toplumun ihtiyaçlarını ve bireylerin ruhsal hallerini ön plana çıkararak, sistemlerin sosyal etkilerini tartışmışlardır. Bu da bize şunu hatırlatıyor: Stratejik çözüm önerileri kadar, empatik yaklaşımlar da toplumsal yapıları şekillendirirken önemli bir rol oynar.
[Tartışmanın Güçlü ve Zayıf Yönleri]

İltizam ve malikane sistemlerinin güçlü yönü, özellikle devlete gelir sağlama ve toprakların verimli kullanılmasını sağlamasıydı. Bu sistemler, devletin vergi toplama işini hızlandırarak, merkezi yönetimi kolaylaştırmış ve ekonomik anlamda bazı başarılar elde edilmesini sağlamıştır.

Ancak, bu sistemlerin zayıf yönü de oldukça belirgindir. Sistem, halkın büyük kısmı için eşitsizliğe yol açmış ve çoğu zaman köylüler, iltizam sahiplerinin sömürüsüne uğramıştır. Bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasına ve halk arasında büyük hoşnutsuzlukların artmasına neden olmuştur.
[Sonuç: Geçmişten Günümüze Bir Sistem]

İltizam ve malikane sistemleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinin toplumsal yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Ancak bu sistemler, sadece ekonomik verimlilik sağlamakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal eşitsizliği de pekiştirmiştir. Bugün bile, geçmişteki bu tür uygulamaların yansılarını toplumsal yapılarımızda görmek mümkündür. Öyleyse, geçmişin öğretilerinden nasıl dersler çıkarabiliriz? Bugünün sistemleri, daha adil ve eşitlikçi bir yapı kurmaya nasıl katkıda bulunabilir? Bu sorular, bizlere geçmişi doğru anlamanın önemini hatırlatıyor.

Peki, sizce geçmişin bu yönetim sistemlerinden ne tür dersler çıkarabiliriz? Günümüzde benzer uygulamalarla karşılaşıyor muyuz?
 
Üst