Murat
New member
Bingöl-Elazığ Arası: Bir Yolculuğun Hikâyesi
Bir yolculuğun başlangıcını hatırlıyor musunuz? Kimisi için sadece bir ulaşım aracı, kimisi içinse keşfe çıkan bir serüvenin ilk adımıdır. İşte benim için Bingöl-Elazığ arasındaki o 2,5-3 saatlik yolculuk, bir arabanın içinde geçirdiğimiz zamanın çok ötesinde, iki insanın içsel dünyalarına yaptıkları bir yolculuktu. Bunu paylaşmak istiyorum, belki birçoğunuzun da aynı duyguları hissetmesine neden olurum.
Yolculuğun başlamasından bir önceki akşam, her şeyin planı yapılmıştı. Eda, yıllardır uzak kaldığı Elazığ’a dönecekti. Ben ise, Bingöl’ün kasvetli havasını terk edip, biraz daha ılıman iklime kavuşmayı dört gözle bekliyordum. Ama işin duygusal tarafı vardı. Bu yolculuk sadece iki şehir arasındaki mesafeyi aşmakla kalmayacak, aramızdaki mesafeleri de kısaltacaktı.
Eda: Duygusal Bir Bağ Kuran Empatik Bir Kadın
Eda’yı ilk gördüğümde, insanların yüzlerinde genellikle görmek istemedikleri o derin hüzün vardı. Elazığ'a dönme kararı, sadece bir yer değiştirme meselesi değildi. Yıllar sonra ailesiyle geçireceği bir yaz, geçmişle yüzleşmesi gereken bir zaman dilimiydi. Benim içinse, Bingöl'den Elazığ'a doğru yapacağımız bu yolculuk, bir nevi kaçış değil, yeniden hatırlama, hatırladıkça iyileşme, eskiyi, geçmişi kabul etme yolculuğuydu.
Eda, bir kadının sahip olduğu o derin empatiyi tüm dünyasına yayarak, bana bir şeyleri daha farklı görmeyi öğretmeye başlamıştı. Araba tam hareket etmek üzereydi ve o, yanındaki büyük valizini sıkıca sarıp, "Bingöl’den Elazığ’a gitmek ne kadar sürer sence?" diye sordu. Cevap vermek için fazlasıyla düşünmeye başladım. Çünkü bu kadar kısa bir mesafe bile, insanın hayatında ne çok şeyi değiştirebilir, ne çok duyguyu tetikleyebilir, bir yolculuk... 2,5 saat, 3 saat mi? Ama duygular? Onları zamanla ölçmek mümkün mü?
Ben: Stratejik Düşünen, Çözüm Odaklı Bir Erkek
Elazığ’a giden yolun uzunluğunu bir kez daha kontrol ettim. 2,5 saat civarındaydı, ama Eda’nın yüzünde gördüğüm o karmaşık ifadeyi çözmeye çalışıyordum. Erkeklerin yaptığı gibi hemen pratik bir yanıt vererek çözüm odaklı düşündüm: “Bence 2,5 saat kadar sürer, her şey yolunda giderse tabii. Zaten hızlı gidelim, uzun bir yolculuk değil.”
Ama içimden bir ses, sadece mesafeye odaklanmamam gerektiğini fısıldıyordu. Bazen, zamanı kısaltmak için gösterdiğimiz çaba, aslında kalp atışlarını hızlandırmaz, tam tersine, o yolculuk daha çok uzar. Eda’nın gözlerine bakarak düşündüm: Bu yolculuk sadece zamanı kısaltmayacak, aynı zamanda her bir kilometresiyle bir geçmişi iyileştirecek. Bunu anlamak için belki biraz daha derinleşmem gerekiyordu.
Yolculuk Başlıyor: Sadece Bir Mesafe Değil, Bir Keşif
Araba hareket ettiğinde, dışarıdaki manzara hızla geçip gidiyordu. Bingöl’ün yeşil yamaçları, dağlarının eteklerinde sararmaya başlayan otlar… Her şey geçici bir şekilde belirdi ve kayboldu. Tıpkı hayat gibi. Benim için mesafe 2,5-3 saat kadar sürüyordu, fakat Eda’nın gözlerinde o yolculuk bir ömür gibi uzuyordu. Araba her kilometreyi aşarken, o geçmişin yükünü biraz daha geride bırakıyordu.
Eda bir anda gözlerini kapattı, birden sessizleşti. Yolda ilerlerken, konuşmadan birbirimize doğru yaklaşıyor gibiydik. O an, belki de her şeyin ne kadar "hızlı" olursa o kadar az kıymetli olduğunu fark ettim. Bir zamanlar hızlıca geçip giden o 2,5 saatlik mesafe, şimdi çok daha anlamlıydı. Sadece bir yolculuk değil, bir yolculuktan çok daha fazlasıydı.
Eda, içindeki duygusal ağırlığı hafifletmeye çalışırken, ben de ona yardımcı olmak için çözüm odaklı düşündüm. "Yolculuk bittiğinde, o zaman bakarız, belki seni rahatlatacak bir şeyler buluruz." dedim. Eda başını kaldırarak bana gülümsedi. Ama bu gülümseme, sadece bir rahatlama değil, bir “bırakmaya” dair bir işaretti.
İlişkilerde Mesafeler: Kadın ve Erkek Bakış Açıları
Yolculuk boyunca, erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik yaklaşımının, bazen duygusal mesafeleri aşmak için yeterli olmadığını fark ettim. Her şeyin bir çözümü olması gerektiğini düşünmek, bazen kişisel meseleleri hızla geçiştirmemize neden olabilir. Kadınların ise duygusal derinliklere inme, bir şeyi hissetme ve ona göre hareket etme konusunda daha çok zaman harcadığını gözlemledim.
Benim için çözüm aramak, sadece mesafeyi kısaltmak değil, bazen sorunun üstünü örtmekti. Ama Eda, her kilometreyi ruhunda hissederek ilerliyordu. O, bir insanın geçmişinden ne kadar fazla taşıyabileceğini öğrenmişti ve bu yolculuk, bir yolculuktan çok daha fazlasıydı. O, duygularını taşırken, ben sadece gideceğimiz yerin saatini hesaplıyordum.
Sonuç ve Provokatif Sorular
Yolculuğun sonunda Elazığ’a vardık, ama 2,5 saatlik bir yolculuk, aslında birbirimize daha yakınlaştığımız bir serüvene dönüştü. O zaman fark ettim ki, mesafe ve zaman, bir ilişkiyi tanımlamak için doğru ölçütler değil. Araba, her şeyin geçtiği bir araçtı, ama içimizdeki yolculuk, biraz da bizim içsel mesafemizle şekilleniyordu.
Hadi, forumdaşlar, sizce "mesafe"yi sadece bir ulaşım süresi olarak mı görmeliyiz? Kadın ve erkek bakış açıları arasında, bu tür yolculuklarda duygusal derinlikleri nasıl keşfederiz? Mesafeleri gerçekten "ölçmek" mümkün mü, yoksa yolculuklar, içsel bir yolculuk olarak mı kalmalı?
Yorumlarınızı bekliyorum!
Bir yolculuğun başlangıcını hatırlıyor musunuz? Kimisi için sadece bir ulaşım aracı, kimisi içinse keşfe çıkan bir serüvenin ilk adımıdır. İşte benim için Bingöl-Elazığ arasındaki o 2,5-3 saatlik yolculuk, bir arabanın içinde geçirdiğimiz zamanın çok ötesinde, iki insanın içsel dünyalarına yaptıkları bir yolculuktu. Bunu paylaşmak istiyorum, belki birçoğunuzun da aynı duyguları hissetmesine neden olurum.
Yolculuğun başlamasından bir önceki akşam, her şeyin planı yapılmıştı. Eda, yıllardır uzak kaldığı Elazığ’a dönecekti. Ben ise, Bingöl’ün kasvetli havasını terk edip, biraz daha ılıman iklime kavuşmayı dört gözle bekliyordum. Ama işin duygusal tarafı vardı. Bu yolculuk sadece iki şehir arasındaki mesafeyi aşmakla kalmayacak, aramızdaki mesafeleri de kısaltacaktı.
Eda: Duygusal Bir Bağ Kuran Empatik Bir Kadın
Eda’yı ilk gördüğümde, insanların yüzlerinde genellikle görmek istemedikleri o derin hüzün vardı. Elazığ'a dönme kararı, sadece bir yer değiştirme meselesi değildi. Yıllar sonra ailesiyle geçireceği bir yaz, geçmişle yüzleşmesi gereken bir zaman dilimiydi. Benim içinse, Bingöl'den Elazığ'a doğru yapacağımız bu yolculuk, bir nevi kaçış değil, yeniden hatırlama, hatırladıkça iyileşme, eskiyi, geçmişi kabul etme yolculuğuydu.
Eda, bir kadının sahip olduğu o derin empatiyi tüm dünyasına yayarak, bana bir şeyleri daha farklı görmeyi öğretmeye başlamıştı. Araba tam hareket etmek üzereydi ve o, yanındaki büyük valizini sıkıca sarıp, "Bingöl’den Elazığ’a gitmek ne kadar sürer sence?" diye sordu. Cevap vermek için fazlasıyla düşünmeye başladım. Çünkü bu kadar kısa bir mesafe bile, insanın hayatında ne çok şeyi değiştirebilir, ne çok duyguyu tetikleyebilir, bir yolculuk... 2,5 saat, 3 saat mi? Ama duygular? Onları zamanla ölçmek mümkün mü?
Ben: Stratejik Düşünen, Çözüm Odaklı Bir Erkek
Elazığ’a giden yolun uzunluğunu bir kez daha kontrol ettim. 2,5 saat civarındaydı, ama Eda’nın yüzünde gördüğüm o karmaşık ifadeyi çözmeye çalışıyordum. Erkeklerin yaptığı gibi hemen pratik bir yanıt vererek çözüm odaklı düşündüm: “Bence 2,5 saat kadar sürer, her şey yolunda giderse tabii. Zaten hızlı gidelim, uzun bir yolculuk değil.”
Ama içimden bir ses, sadece mesafeye odaklanmamam gerektiğini fısıldıyordu. Bazen, zamanı kısaltmak için gösterdiğimiz çaba, aslında kalp atışlarını hızlandırmaz, tam tersine, o yolculuk daha çok uzar. Eda’nın gözlerine bakarak düşündüm: Bu yolculuk sadece zamanı kısaltmayacak, aynı zamanda her bir kilometresiyle bir geçmişi iyileştirecek. Bunu anlamak için belki biraz daha derinleşmem gerekiyordu.
Yolculuk Başlıyor: Sadece Bir Mesafe Değil, Bir Keşif
Araba hareket ettiğinde, dışarıdaki manzara hızla geçip gidiyordu. Bingöl’ün yeşil yamaçları, dağlarının eteklerinde sararmaya başlayan otlar… Her şey geçici bir şekilde belirdi ve kayboldu. Tıpkı hayat gibi. Benim için mesafe 2,5-3 saat kadar sürüyordu, fakat Eda’nın gözlerinde o yolculuk bir ömür gibi uzuyordu. Araba her kilometreyi aşarken, o geçmişin yükünü biraz daha geride bırakıyordu.
Eda bir anda gözlerini kapattı, birden sessizleşti. Yolda ilerlerken, konuşmadan birbirimize doğru yaklaşıyor gibiydik. O an, belki de her şeyin ne kadar "hızlı" olursa o kadar az kıymetli olduğunu fark ettim. Bir zamanlar hızlıca geçip giden o 2,5 saatlik mesafe, şimdi çok daha anlamlıydı. Sadece bir yolculuk değil, bir yolculuktan çok daha fazlasıydı.
Eda, içindeki duygusal ağırlığı hafifletmeye çalışırken, ben de ona yardımcı olmak için çözüm odaklı düşündüm. "Yolculuk bittiğinde, o zaman bakarız, belki seni rahatlatacak bir şeyler buluruz." dedim. Eda başını kaldırarak bana gülümsedi. Ama bu gülümseme, sadece bir rahatlama değil, bir “bırakmaya” dair bir işaretti.
İlişkilerde Mesafeler: Kadın ve Erkek Bakış Açıları
Yolculuk boyunca, erkeklerin çözüm odaklı ve stratejik yaklaşımının, bazen duygusal mesafeleri aşmak için yeterli olmadığını fark ettim. Her şeyin bir çözümü olması gerektiğini düşünmek, bazen kişisel meseleleri hızla geçiştirmemize neden olabilir. Kadınların ise duygusal derinliklere inme, bir şeyi hissetme ve ona göre hareket etme konusunda daha çok zaman harcadığını gözlemledim.
Benim için çözüm aramak, sadece mesafeyi kısaltmak değil, bazen sorunun üstünü örtmekti. Ama Eda, her kilometreyi ruhunda hissederek ilerliyordu. O, bir insanın geçmişinden ne kadar fazla taşıyabileceğini öğrenmişti ve bu yolculuk, bir yolculuktan çok daha fazlasıydı. O, duygularını taşırken, ben sadece gideceğimiz yerin saatini hesaplıyordum.
Sonuç ve Provokatif Sorular
Yolculuğun sonunda Elazığ’a vardık, ama 2,5 saatlik bir yolculuk, aslında birbirimize daha yakınlaştığımız bir serüvene dönüştü. O zaman fark ettim ki, mesafe ve zaman, bir ilişkiyi tanımlamak için doğru ölçütler değil. Araba, her şeyin geçtiği bir araçtı, ama içimizdeki yolculuk, biraz da bizim içsel mesafemizle şekilleniyordu.
Hadi, forumdaşlar, sizce "mesafe"yi sadece bir ulaşım süresi olarak mı görmeliyiz? Kadın ve erkek bakış açıları arasında, bu tür yolculuklarda duygusal derinlikleri nasıl keşfederiz? Mesafeleri gerçekten "ölçmek" mümkün mü, yoksa yolculuklar, içsel bir yolculuk olarak mı kalmalı?
Yorumlarınızı bekliyorum!